top of page

SEARCH RESULTS

Bu sitede ara

Boş arama ile 414 sonuç bulundu

  • Alaçatı Tatili: Ne Güzelsin Çeşme…

    Hepinize tekrardan merhaba, Cote d’Azur dönüşü yolumu tekrar Çeşme’ye düşürdüm. Hem Diva Magazin‘in 12 yıldönümü hem de MillFest Alaçatı moda ve sanat festivali kapsamında gerçekleşen etkinlikler için oradaydım bu kez… Bu yaz Çeşme’ye bilmem kaçıncı gidişim fakat her gidişimde bir o kadar keyif alıyorum. Büyülü Alaçatı sokaklarını gezerken başka bir masalın kahramanı oluveriyor insan. Fotoğraf makinem elime gördüğüm ne varsa hepsini çekiyor olmam da bundan ibaret sanırsam… Diva Magazin doğum günü kutlaması ve MillFest postunu bir sonraki posta bıraktım. Öncesinde elimde biriken Alaçatı fotoğraflarını derleyip ve bir kaç bilgi ile tam da yaz bitmeden burada size ulaştırmak isterim. Alaçatı’ya ilk 2011 yılında gitmiştim. O zamanlar bu kadar kalabalık ve popüler olmadığı dönemlerdi… Kalınacak sayılı otel, yemek yenecek az mekan ve gezebilecek çok alanın olduğu yıldı 2011… Aradan geçen yıllarda popülerliğini artıran Alaçatı başka olsa da yine de kendine has dokusu ile beni büyülediği gibi yolunu oraya düşüren herkesi büyülemeye devam ediyor. Ve bu yüzden aradan geçen senelerde kalabalık üstünüze üstünüze gelse de bu sizi çokta rahatsız etmeyeceğini söyleyebilirim. Nerede Kalınır? Çeşme’de konaklamanın yaz tarifesi biraz pahallıya patladığını öncesinde size söyemem gerek! Çeşme tatili yapacaksanız günlüğü 300 ile 450 TL arasında bir rakamı gözden çıkarmanız gerek. Benim tavsiye edeceğim otelleri soracak olursanız, Alaçatı merkezinden  biraz uzak sakin ve şirin otel olan Ilıcada’ki Marge, Gece hayatı ile yakından ilgili iseniz port’a yakın olan  Katre, Alaçatı sokaklarını gece gündüz voltalamak isterseniz ise Artisan veya Sakin Ev sizin için akıllıca olacaktır. Ne Yenir? Çeşme’ye gidiyorsunuz malum egenin kendine has otları ile hazırlanan yemekleri, mezeleri neredeyse tüm restoranlarda bulmanız mümkün. Bunun dışında Tuval, Ferdi Baba’nın mezelerine söylenecek kelime yok. Orta Kahve’ye mutlaka oturup bol köpüklü kahvenizi şöyle Alaçatı’nın merkezinde höpürdete höpürdete için. Alaçatı sokaklarında bolca göreceğiniz keçi sütlü dondurmayı yemeden sakın dönmeyin. Hangi Plaj? Her yıl olduğu gibi bu yılda Fly-inn benim favorilerim arasındaydı! Gerek konumu gerekse içeriğindeki rahatlık anlamında kendinizi şımartıp şöyle denizin, güneşin ve üstüne eğlencenin hakkını vermek isterseniz burası tam size göre!!! #alaçatı #DİVAMAGAZİN #onurollstyle #SAKİNEV #TATİL #ORTAKAHVE #onurerol #ALTINKUM #KEÇİSÜTÜDONDURMA #DOĞUMGÜNÜ #MİLLFEST #KATRE #travel #ARTİSAN #çeşme #MARGE #flyinnbeach #HACIMEMİŞ

  • Fransa Tatili: Ile Saint Honorat

    Cote d’Azur seyahatimizin son günü sabahı erkenden kalkıp limana doğru yol alıyoruz. Tarifeli seferler ile Cannes limanından İle Saint Marguerite veya bizim keşfetmek istediğimiz daha küçük ada olan İle Saint Honorat’a yaklaşık 20 dakikalık bir gemi yolculuğu ile varabiliyorsunuz. Yolculuk için bilet alırken bize orada ve tek restoran olan  La Tonelle’ye rezervasyon isteyip istemediğimizi soruyorlar fakat biz rezervasyonu kabul etmeyip yolculuğumuza devam etmeye karar veriyoruz. Bu minik adaya vardığımızda yeşillikler ve alabildiğine büyük palmiyeler selamlıyor bizi patika yolu az yürüyünce kocaman alanda restoran çıkıyor karşımıza biz direk masaya oturmak istiyoruz fakat rezervasyon yaptırmadığımız için bizi başka bir masaya yönlendiriyorlar. Burada önemli olan eğer yolunuz bu adaya düşerse önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var! Eğer rezervasyon yaptırmasanızda kaybedecek birşeyiniz yok yine de iyi bir masaya yönlendirdiler. Deniz ve ben çok fazla aç olmadığımız için her ikimizde salata siparişi verdik. Benim tercihim Aşşk Kahve’de Paris adında olan Keçi peynirli salata idi. Yemeğimin fotoğrafı burada var eğer çok yemek isterseniz sizi ta St. Honorat adasına yormayacağım Nişantaşı veya Kuruçeşme Aşşk’a uğrayarak bu salatanın tanına bakabilirsiniz. Salatalarımızı yeyip üzerine de keyif sigarası yaktıktan sonra sıra geldi yaklaşık 1,5 saatte tüm çevresini dolaşacağımız bu adayı keşfetmeye… Ada geçmişin mağaralarından, yaban çiçekleriyle kaplı çayırlardan, keşişlerin şarap ürettiği bağlardan, asırlık şapellerin yıkıntılarından oluşuyor. Biz bir taraftan denize girmek için sakin ve fazla kayalık olmayan bir yer ararken bir taraftan da önümüze çıkan bu güzellikler karşısında donup kalıyorduk. Yaklaşık bir 20 dakikalık yürüyüşün sonunda kendimize uygun bir yer bulduk.  Restoran çıkışında yan tarafta orada bulunan shoptan yine adada üretilen şaraptan bir şişe almayı ihmal etmedik tabii… Bulduğumuz saklı koyda oldukça fazla vakit geçirdik belki de en fazla yüzmüş olduğumuz yerde burasıydı fakat bir not eklemek istiyorum. Ada denizinde yüzmeye karar verirseniz dikkat etmeniz gereken önemli nokta deniz böcekleri ve bitkileri olduğunu hatırlatmak isterim. Bu yüzden kıyıda çok fazla oyalanmadan biraz açıklarda yüzmek en sağlıklısı. Yüzme faslımızı da bitirdikten sonra adanın çevresini tamamlamaya karar verdik. İç kısımlarda bulunan üzüm bağları gelecek senenin şşarapları olmaya hazırlanırken diğer tarafta karşımıza çıkan kilise ve şapeller bizi hala şaşırtmaya devam ediyordu. En ilgi çekici bölüm adanın güney tarafındaki ortaçağdan kalma kilise. Gotik cephesi hayalet hikayelerini çağrıştırıyordu.. Bir tatil hikayesinin daha sonuna geldik. Umarım yazdıklarımı anlamış ve sizi sıkmamışımdır. Hayatınız her daim keyifli yolculuklarla dolu geçsin. Sevgiler, Onur Erol #onurollstyle #İleSaintHonoratAdası #gitmengerek #cannes #ÎleSaintHonorat #onurerol #gezirehberi #onurollstyleontheway #Honoratisland #honoratadasıgezi #travel #nereyegitsem #CotedAzur

  • Fransa Tatili: OSİS +

    Hepinize tekrardan merhaba, Tatil postları ara sıcak olarak gelmeye devam ederken tatil boyunca kulladığım ürünleride burada post etmeyi ihmal etmek istemiyorum. Deniz, kum, güneş derken bir o kadar çabucak yıpranan veya şekil almayan saçlara maruz kalma ihtimalimiz oluyor. Rutin saç formumu yazın da koruyabilmek için tatil boyunca tercih ettiğim ürünlerin başında muhakkak schwarzkopf professional’in Osis + ‘ları vardı. Havalı plaj görünümleri için yeterli derecede kontrol ve dağınıklığı zahmetsizce bir arada sunan OSiS + Session Label Deniz Tuzu Spreyi saçımda tam da istediğim gibi dağınık ve uğraşılmamış plaj görünümleri yaratırken aynı zamanda saçımın daha dolgun ve hacimli görünmesini sağlarken yine Osis+ Mess Up’ı ile saçlarımı zahmetsizce şekillendirip tüm gün boyunca gönül rahatlığı ile poz vermeye hazırdım. #deniztuzusaçspreyi #onurollstyle #TATİL #osisseasalt #onurerol #schwarzkopf #saçürünü #schwarzkopfprofessional #osis #saçbakımı #glamination

  • Fransa Tatili: Antibes – St Paul De Vence

    Cannes’da sabahın erken saatinde kalkıp kahvaltı faslını otelde geçirdikten sonra otel resepsiyonunda duran resepsiyon görevlisine Antibes ve Saint Paul de Vence’ye gitmek istediğimizi bu konuda yardıma ihtiyacımız olduğunu söylüyoruz. Otel çalışanı bu konuda bize gerçekten yardımcı oluyor ve hatta harita üzerine bineceğimiz otobüs numarasına kadar yazıyor. Konu seyrüsefer olunca herşeyi göze almak gerek. İşte bu yüzden bizde herşeye hazırlıklıydık. Çantamızın içinde yedek kıyafetler havlumuz şapkamız vs. ile otelden çıkıp yakın mesafede bulunan tren istasyonuna varıyoruz. Bilet almak için makineler var fakat biraz garip olduğu için yardım sayesinde biletlerimizi alıp Antibes’e doğru yol alıyoruz. Yaklaşık 8-10 dk’lık bir yolculuk sonrasında Antibes tren istasyonuna varıyoruz. Şehir merkezine varmak için biraz yürüyoruz. Antibes’in çevresini saran surlar karşılıyor bizi deniz kenarında. Limanı lüks yatlarla çevrili, rengarenk bir yer burası. Roma döneminden kalma bir kasaba. Fransızlara geçtikten sonra zengin Avrupalıların çamların arasında yüksek duvarlı lüks evler yaptırdığı popüler bir Akdeniz kasabası haline gelmiş zamanla. Kasabanın zenginliği her halinden belliydi. Antibes‘te gezmeniz gereken üç önemli bölge var; sevimli sokakları ve müzeleriyle hemen limanın girişinden başlayan Old Town, the Cap d’Antibes ve Juan-Les-Pins. Antibes’in en kalabalık ve popüler sokağı Old Town’daki Rue Sadeen turistik yer. İllaki buradan geçiyorsunuz. Old Town’ın ara sokaklarında bir sürü küçük ve sevimli renkli kepenkli dükkanlar ve mağazalar var. Ours Masséna’daki Marche Provençal’a (Antibes’in kapalı pazarı ) mutlaka gidin. Bu pazar yerel çiftçilerin ürettikleri sebzeler, meyveler, balsamikler, zeytinyağları, zeytinler, peynirler, balıkçıların sabah denizden getirip tezgahlarına attıkları balık ve balık ürünleri ile adeta bir görsel şölen. Biz vardığımızda daha yeni yeni toplanıyordu. Sabah saatlerinde kurulan pazar öğleden sonra kaldırılıyor. Antibes, geçmişte Picasso ve Max Ernst gibi birçok ressamın altın yıllarını yaşadığı bir yer olmuş.  Juan-Les-Pins’de yer alan 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı yer olan Grimaldi Şatosu’nda Musée Picasso var ve kesinlikle  görülmeye değer bir yer. Picasso’nun resim ve heykellerinden oluşan, kapsamlı bir müze. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve 150’ye kadar eserini buraya bağışlamış. Özetle; bir gün boyunca çok harika vakit geçirebileceğiniz bir kasaba Antibes. Çok heyecana kapılıp kalmak bile isteyebilirsiniz. Yolunuz Cote’ d Azur’a düşerse kesinlikle burayı atlamayın. Geldiğinize hiçbir şekilde pişman olmayacaksınız. Antibes sokakları ve Picasso müzesini gezdikten sonra şehri kuşatan plajına girmeden kesinlikle dönmeme kararındaydık. Kalenin surlarının üzerinden geçen yolu yürüyerek yaklaşık 20 dk kadar sonra plaja ulaştık. Plaj yakınındaki bir büfeden yiyecek ve içecek birşey alıp Antibes’in sularına kendimizi bıraktık. Buralarda denize girmek bizim için artık farz olmuştu her neresi olursa olsun kesinlikle denize girmeden dönmemeliydik sanki 🙂 Plaj faslını çok uzatmadan ve bir sonraki keşfedilecek noktaya geç kalmadan çabucak toparlanıp şehrin içerisinde 400 nolu otobüs arama macerasına soyunduk fakat ne o numarada olan bir otobüs ne de gitmek istediğimiz Sain Paul de Vence’ye buradan bir araç kalkıyordu… Hepeyi bir yol yürüyerek ki alıştık artık, tekrar tren garına geldik doğru olan rotayı burada bulmuştuk. Tekrar trene binip bu sefer yaklaşık 10 dk. lık mesafede olan Cagnes Sur Mer’e ardından da aradığımız 400 nolu otobüse binip yaklaşık 20 dk sonrasında Sain Paul de Vence’ye ulaşıyoruz… Saint Paul de Vence Bir kasaba düşünün . Her gördüğünüz köşenin fotoğrafını çekmek, her sokağa girmek , her dükkanı gezmek için dayanılmaz bir arzu duyuyorsunuz . St. Paul de Vence böyle bir yer . Anlatılmaz yaşanır derler ya , işte onlardan. Ama gene de biraz anlatayım. Kasabaya vardığımızda ilk olarak baktığımız şey son otobüs’ün kaçta olduğuydu burada geçirecek ne yazık ki çok fazla zamanımız yoktu toplam 1,5 saat sonra son otobüs hareket edecekti ve bu yüzden hayal ettiğimiz yemek faslını es geçmek zorundaydık. Kasabayı gezmeye meydandan başladık. Meydanda kasabalıların petank oyunu ile karşılatık! Bu gerçekten büyüleyiciydi! Yerlerde ve ellerinde olan çelik topları hala ne yapamaya çalıştıklarını anlamasamda görüntü açısından mükemmel olduğunu söylemeliyim. Daha sonra, Rue Grande’ı takip ederek, ard arda yer alan şık sanat galerileri ve butiklerin arasında bulduk kendimizi. Neredeyse bu kasabada yer alan tüm dükkanların bir benzeri daha yok.  Burada yaşamış ünlü ressamların reprodüksiyonları tüm galerilerde satılıyor. Gerçekten tarif edemeyeceğim güzellikte butikler, takı dükkanları, sanat galerileri, parfüm dükkanları, sabun dükkanları, zeytinyağı dükkanları var burada. Deniz ile neden daha erken buraya gelmedik diye hayıflanıyoruz diğer taraftan da instagram ve blog için fotoğraflar çekmeye devam ediyoruz. İkinci bir otobüs kaçırma durumu ile gerçekten karşılaşmak dahi istemiyoruz çünkü bu geldiğimiz nokta Cannes’a oldukça uzak bir mesafede… Şehri 1,15 dakika içinde dolaşıp en azından bira içecek vakit için kasabanın girişindeki kahvede oturuyoruz. Günün tadını hala çıkaramamanın etkisi ile buranın ne kadar güzel bir olduğunu hatırlatıyor hatta bir delilik edip kalsak mı diye düşünmeden edemiyorduk fakat yarın için başka bir noktayı gezmemiz gerekiyordu…. Bir sonraki rotamız İle St. Honorat ( Honorat Adası) #stpauldevencecotedazur #stpauldevencegezi #onurollstyleontheway #gezmenlazım #gezi #fransaturu #entibesgezi #travel #nereyegitsem #CotedAzur #gezmengörmengerek #antibes #france #traveller

  • Fransa Tatili: Cannes – Cote D'Azur

    Sanırsam şu aralar seyahat etmek beni en mutlu eden şey. Gitmek fikriyle başlayan bir heyecan benimkisi. Gittiğim yer neresi olursa olsun mutlaka seveceğim bir şey bulmak konusunda üstüme yok! Festivaller ve plajlar birbirinden şık giyinen insanların olduğu Cannes’e yolumuzu düşüyoruz. 3 günlük Nice gezimizden sonra belkide Cannes’in hayalini kurarak geldiğim yerde diyebilirim. Fransa’nın güneyinde Cote d’Azur’da yer alan ve Cote d’Azur’un en meşhur şehri olma özelliğini taşısa da benim için Nice daha özel olacağından eminim… Film festivali, kumarhaneleri, deniz ürünleri, restoranları ve beş yıldızlı otelleri sanırım burayı tanımlamak için yeterli. Her yıl Mayıs ayında düzenlenen Uluslararası Cannes Film Festivali şehre canlılık katan, hatta şehrin ana gelirini oluşturan en önemli etkinlik. Cannes için festivaller şehri de deniliyor. Hepsi film festivali kadar meşhur olmasa da yılın her ayı mutlaka uluslararası bir fuar ve etkinlik takvimi var. Şehrin önemli gelir kaynaklarından birinin festival turizmi olduğu söyleniyor. Ama film festivali, şehri kış uykusundan uyandıran, sokaklara döken en büyük olay. Özetle hayat bir festival gibi akıyor Cannes’da. Cannes’a vardığımızda saat öğleni gösteriyor gibiydi. Çabucak otelimize ( Hotel Montaigne ) yerleşip biraz dinlenceden sonra Deniz ile hazırlanıp şehir turu yapmaya karar verdik. Otelden çıktığımızda buranın en meşhur caddesi olan Rue Meynadier’i ardından caddenin açıldığı sahili gezmeye başlıyoruz. Cannes’ı hissetmek, geniş kaldırımlarını, dar sokaklarını, plajlarını, mor salkımlarını, sahil boyunca devam eden palmiyelerini görmek için yürümeyi tercih edin. Aslında Eski ve Yeni Cannes olarak iki ayrı bölümden oluşuyor. Yeni Cannes, çok lüks mağazaların, otellerin, restoranların olduğu, alışveriş meraklılarının gözünü burada açtığı ve bir ucundan diğerine 20 dakikada yürünen La Croisette Caddesi. Eski Cannes ise Le Suquet denilen şehrin tepesinde bulunan küçük ama şirin mi şirin bir mahalle. Film festivalinin yapıldığı Palais des Festivals’de kırmızı halılı merdivenleri de burada. Kırmızı halıda günün her saati birilerinin poz verdiğini de unutmamak lazım. Ayrıca yol boyunca 300 kadar yıldızın, el izinin yer aldığı Allée des Etoiles’i, yani Yıldızlar Kaldırımını da unutmamak gerek. Cannes’da en çok fotoğrafın çekildiği yerler de buralardır sanırım. Fakat ne Deniz’in ne de benim çok dikkatimizi çekmiyor! Belki de biz keşfetme ruhu ile çıktığımız bu yolculukta daha değişik olanı arıyorduk ki nitekim de bulduk. Mesela eski şehir tam bize göreydi. Her bir bölgeye vardığımızda muhakkak bir etkinlik olmasına alışmış olacağız ki yada çekiyoruz bunu bilemiyorum. Bir kaç çekip yapıp yürüyüşe devam ederken Cannes’da karşılaştığım bir arkadaşım tarafından akşam için büyük bir parti olduğunu öğreniyoruz. Halk plajının büyük bir bölümü akşama başlayacak olan parti ( Les Plages Electroniques ) için kapatılmıştı. Yemeğimizi Rue Felix Faure’de adını henüz hatırlamadığım fakat menüsü oldukça kalabalık olan bir restoranda yedik. Birkaç günlük kabuklu deniz ürünlerinden artık yeter dediğim için burada et yemeği tercih ettim ve oldukça başarılı olduklarını da söylemem gerekiyor. Yemeğimizi yedikten sonra akşamki parti için daha rahat kıyafetler giymek için otele ardından da tüm bir plajı kaplayan parti alanına yol alıyoruz. Parti adından da anlayacağınız üzere daha çok gençlere hitab eden bir partiydi. Bir taraftan kurulan alanda dans edenler diğer tarafta denizin içinde dans eden gençlerle doluydu. Herkes deli gibi eğleniyor burada! Parti yaklaşık saat gece 01:00′ e kadar sürdü. Deniz erkenden otele çekildiği için parti sonrası ben biraz şehri dolaştım. Açık olan bir büfeden biramı alıp Cannes’ı şöyle bir gece turladım. Ertesi gün sabahın ilk ışığıyla beraber otelimizden ayrılıp Cannes’nın plajlarına doğru yol alıyoruz. Burada da her özel plaj yanında mutlaka halk plajları da bulunuyor buradaki özel plaj sayısı sahil boyunca dizili otellerin yoğunluğundan dolayı bir çoğu otellerin kendilerine ait. İsterseniz giriş ücreti ödeyerek kullanabilirsiniz fakat önünüze açılan koskoca plaj netice de aynı olduğu için ve ayrıca çokta lükse düşkün değilseniz normal halk plajında denize girip güneşlenebilir arzu ediyorsanız yemeğe özel plaja geçebilirsiniz. Bizde tam öyle yaptık biraz güneşlendikten sonra buradaki Miramar Plage’ye gelip yemek yedikten sonra yolumuzu önce Antibes, sonrasında bambaşka bir köy olan Le Saint Paul’a uzatıyoruz… Bir sonraki postu bekleyin! #LeSaintPaul #cannesnotları #tatilbudur #onurollstyleontheway #cannesgezi #travel #antibes #cannestatil #cannesdeneyenir #kumarhane

  • Fransa Tatili: St Jean Cap Ferrat – Eze Village

    Beni takip edin lütfen sizi Cote d’Azur’un saklı güzellikleri ile buluşturacağım! Nice’deki 3. günümüzde daha önceden haritadan işaretlediğimiz ve muhakkak görmeden dönmeyeceğimiz yerleri keşfe çıkmak için hazırlık yapıyoruz. Otel resepsiyonuna inip bu saklı koy ve köye nasıl gideceğimiz hakkında bilgi alıyoruz önce… Önce Nice şehir merkezine yani Garibaldi meydanı yakınında duran otobüs istasyonunda 81 nolu otobüs ile yolculuğumuza başlıyoruz. Buralarda otobüs bileti almanıza gerek yok her otobüs içinde 1,5 Euro ödeyerek  yolculuk edebiliyorsunuz. Yaklaşık yarım saat süren yolculuk sonunda St. Jean – Cap Ferrat’a ulaşıyoruz. Son durak’ta karşımıza tüm yarımadanın manzarasını avuçlayan bir kafe ile karşılaşıyoruz ve burada birşeyler içmek için küçük bir mola veriyoruz. St jean- Cap Ferrat yaz döneminde Nice ve çevresinin yoğun turist akınından kendinizi koruyarak tatilin tadını çıkartabileceğiniz görece sakin bir destinasyon. Ulaşımın trenle sağlanmaması bunun başlıca nedenlerinden biri. Ayrıca hem Fransız hem de dünya zenginlerinin yıllardır tercih ettikleri tatil destinasyonlarından biri olarak da dikkat çekiyor. 20. yüzyılın başlarında Belçika Kralı 2. Leopold‘un St Jean cap Ferrat’da mülk satın alması ile dünya zenginlerinin dikkatini çekmeyi başaran bu yarımadada sonraki yıllarda, meşhur Rothschild ailesinden Beatrice Ephrussi de Rothschild Toskana tarzı bir saray yaptırır. Nitekim bu yapı şuan müze olarak ziyaretçilere açık. Charlie Chaplin, Elisabeth Taylor da burada evi olmuş ünlü isimlerden ilk akla gelenler. Bugün de St Jean Cap Ferrat’da evi olanlar arasında Microsoft Kurucuları’ndan Paul Allen da yer alıyor. Bu kadar bilgiyi edindikten sonra kadehlerimizi güzel yarımadaya kaldırıp havanın bunaltıcı sıcağından biran önce kendimizi serin sulara atmak için plajın yolunu tutuyoruz. Plaj şehir merkezinden aşağı doğru bir çok güzel yapı ve hediyelik eşya satan ufak dükkanlar arasından açılarak sizi kucaklamaya hazır bir şekilde bekliyor. Buranın en popüler plajı olan Paloma Beach’e doğru yol alıyoruz fakat rezervasyon yaptırmadığımızdan dolayı yer bulamıyoruz ama çokta önemsemiyoruz çünkü hemen yan tarafında halk plajına girip sonrasında yemek yemek için plajın restoran bölümüne geçiyoruz. Paloma Beach gördüğüm en güzel plaj konseptine sahip yerlerden biri diyebilirim. Gerek konumu gerekse çalışanları ile benden tam not aldığının altını özellikle çizmek isterim. Nice’den başlayan tatilimiz boyunca sürekli karşımıza çıkan Türk turistlerin bilgisini de burada vermek isterim. Bu daha sonrasında da devam ediyor ki kendinizi bazen hiç yabancı bir yerdeymiş gibi hissetmiyorsunuz doğrusu :)) Saatimizi kontrol edip çok geç kalmadan Eze Köyü’ne gitmek için çabucak hazırlanıyoruz. Bizi St. Jean Cap Ferrat’a bırakan otobüsü yakalayıp Eze köyüne gitmek için tekrardan biniyoruz ve ufak bir dalgınlıkla inmemiz gereken durağı kaçırıp başka bir yol kenarında iniyoruz. Bilmediğimiz bir yol üstünde yukarı doğru tırmanmaya karar veriyoruz ama olacak gibi değil! Hava o kadar sıcak ki o yolu yürümemizin imkanı olmadığını anlayıp otostop yapmaya karar veriyoruz. Yaklaşık 4-5 araç sonrasında bir araç duruyor önümüzde ve hemen binip Eze’ye gitmek istediğimizi söylüyoruz. Aracı kullanan genç anlıyor bizi ve yol alıyoruz köy’e doğru… Buralara ingilizcenize güvenip aman gelmeyin derim. Bizi yoldan alan çocuk dahil hemen hemen hiç kimse doğru düzgün ingilizce konuşmuyor. Ya çok az kelime biliyorlar yada beden dili ile anlaşmak zorunda kalacağınızı şimdiden söylemem gerek sanırsam… Neyse yaklaşık 10 dk sonra köy’ün meydanına varıyoruz. Köy’ varır varmaz tepeye çıkmadan önce yol üstünde bulunan restorana girip birer pizza ve buz gibi bir şişe roze şarap açtırıp hem deniz hem de yol yorgunluğumuzu unutmaya çalışıyoruz. Eze Cote d’Azur da denilen güney Fransa’da küçük ve çok sevimli bir kasaba. Geçmişi ortaçağa (12.yy’a) kadar dayanıyor. Nice ve Monako arasında yer alıyor. Bu köyün en önemli özelliklerinden biri ünlü düşünür Nietzche’nin bir dönem burada yaşamış olması ve Nietzche burada yaşadığı dönemde “Böyle buyurdu Zerdüşt” kitabını burada yazmış. Hatta köyde “Nietzche yolu” denen bir yol da var. Nietzche bu yolu her gün kullandığı için adı öyle kalmış. Dünyada çok az olduğu söylenen parfüm fabrikalarından (daha doğrusu öz üreten fabrikalardan) Fragonard ve Galimard’ın burada bulunması. Alfred Hitchcock ise “Kelepçeli Aşık” filmini burada çekmiş. Böyle güzel bir köyde yarım gününüz rahat harcanır. Fazla koşturmadan , herşeyin tadına vararak gezmek gerekli. Bir de kaktüs bahçesi varki görülmeye değer. 6 euro vererek gezebilirsiniz. Özellikle kaktüs sevenler deniz kızı heykellerini de görerek bu bahçeyi severek gezeceklerdir. Margot isimli deniz kızının atında şöyle yazar : ” Beni takip et genç adam ve sırlarımı öğren.. Hemen hemen…” 1949 yılında ziraat mühendisi Jean Gastaud tarafından tasarlanan Egzotik Bahçe, agav, aloevera, yuka, kaktüslerin onlarca çeşidi ile bezenmiş.. Egzotik Bahçe’nin içi heykeltıraş Jean- Philippe Richard tarafından yapılmış, “Yeryüzünün Tanrıçaları” konulu kadın heykelleriyle süslenmiş. Kalenin arka kısmında ünlü Fransız aktörü Francis Blanche’ın de yattığı mezarlığı ve dağlar arasından süzülerek akan otoyolu izleyebilirsiniz. Eze’in tepesinden St-Tropez’i hatta Korsika Adası’nı bile görebilirsiniz. Köyün tepesinden aşağıya inerken ufak şirin bir yer keşfediyoruz. Adı Deli olan bu ufak şirin mekanda birer bira içmeye karar veriyoruz. Sanırsam mekanın işletmeci olan tatlı ve güler yüzlü kadınla koyu bir sohbete koyuluyoruz bizi o kadar çok seviyor ki elleriyle bize mükemmel derecede lezzetli ton balıklı sandviç hazırlıyor. sohbet sohbeti açarken biz oradan hiç kalkmak istemiyoruz… Deniz son anda son otobüs’ün kaçta olduğunu soruyor kadına, o da ne biz son otobüsü kaçırmış olduğumuzu öğrendiğimizde bunu fazla da dert etmiyoruz nasıl olsa tatildeyiz. Neyse öğreniyoruz ki yaklaşık 45 dk bir yürüyüş sonunda köyden merkeze inebilirmişiz fakat benim bu pek içime sinmiyor havanın kararması ve dağlık çayırlık alandan aşağıya inmeye cidden ürküyorum. Bu yüzden nasıl otostop ile geldiysek o şekilde dönmek için durakta beklemeye başlıyoruz. Neyse ki yaşlı bir amca tamda gitmek istediğimiz yere yani Nice’e gidiyormuş bizi Garilbaldi meydanına bırakıyor. Garibaldi meydanına gelmişken burada da bir kafeye oturup buradaki son gecemiz için plan yapmaya başlıyoruz. Akşam için yine yolumuzu G-Bar’da geçirmeye karar verip Nice’e veda ediyoruz. Cannes’da görüşmek üzere… Bu arada tatil fotoğraflarını instagramdan #onurollstyleontheway hashtagi ile takip edebilirsiniz. #cntraveller #ezevillagecotedazur #ezeköyü #onurollstyleontheway #gezi #StJeanCapFerrat #travel #saintjeancapferrat #eze #nereyegitsem #Nice #visit #traveller

  • Fransa Tatili: Nice – 1. Gün

    Nice’deki ikinci günümüzde tatilin hakkını vermek için ayrıca hazır önümüzde çarşaf gibi gerilen deniz de dururken günün büyük bölümünü plajda geçirmeye karar verdik. Şehrin başından sonuna kadar uzanan sahilinde bir çok farklı plaj var. Yanımızda şemsiyemiz olsaydı hiç düşünmeyip her hangi bir yerden denize girebilirdik fakat hava o kadar sıcaktı ki güneşin kavucu ışıklarından korunmak için biraz paraya kıyıp, Nice kalesinin hemen dibindeki Castel Beach’e gittik. Nice plajı düşündüğünüz gibi kumdan değil taşlardan oluşuyor. Denize girip çıkmakta biraz zorlasada en azından vücudunuza kum taneleri yapışmadı. Cannes’da başımıza geldiği için bunu söylüyorum! Paralı plajlarda her türlü ihtiyacınıza göre fiyat ödüyorsunuz. Bu da giriş için her hangi bir ücret talep etmiyorlar sizin terciğinize göre fiyat çıkarıyorlar. Ayrıca hemen hemen her plajın içinde kendine ait restoranları da mevcut. Deniz keyfimizi biraz da eğlenceli hale Cote d’Azur  tatil sponsorlarımızdan biri olan HTC ‘nin RE Kamerası getiriyoruz. RE kamera sayesinde mutlu bir tatil geçirdiğimin özellikle altını çizmek isterim. Burada göreceğiniz bir çok fotoğrafları ve özellikle denizdekilerin hepsini onunla çektim.  bunun dışında tam bir gezginseniz ve gittiğiniz yerlerin olduğu gibi görüntülemek isterseniz bu minik alet tam size göre! Deniz ile 3. gününe ertelediğimiz Nice şehir içi gezi planımızı plajdan sonra en azından bir kısmını tamamlama kararı alıyoruz. Hazır kalenin dibine de gelmişken kaleye çıkmaya karar veriyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi kolay iş değildir kaleye tırmanmak, önünde sıra sıra dizilen basamakları aşıp zirveye ulaşmak özellikle deniz sonrası mayhoşluğumuzdan dolayı biraz zor olsa da sonunda zirveye çıkmaya başarıyoruz. Zirveye ulaştığımızda tüm Nice’in panoramik görüntüsü karşısında yorgunluğumuzdan eser kalmıyor doğrusu.. Kalenin yanından devam eden yolu izliyoruz ve daha yukarda duran şelaleye varıyoruz. Her turist gibi burada güzel fotoğraflar çekip kale turumuzu sonlandırıp hala yorulmadığımızın farkına varıp sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. Eski Nice (Vieux Nice) sokakları önümüze serilirken her zaman aşık olduğum mimari ile karşı karşıya kalmak beni yine mutlu ediyor. Rotamızı otelimize doğru yöneltip akşam yemeği için hazırlanıp Garibaldi Meydanındaki  Cafe de Turin’e gittik. Hayatımda ilk kez istiridye, yengeç,ve diğer kabuklu deniz ürünlerine bu tailimde yeterince doyduğumu da belirtmek isterim. Bu arada Cafe de Turin Nice’e gidecekler arasında ister öğlen isterseniz akşam yemeği için mutlaka listenizde yer alsın derim. Nice biraz ara verip bir sonraki rotamız Saint Jean – Cap Ferrat  ve  Eze Village postunu beklemenizi tavsiye ederim. #cntraveller #htcReKamera #onurollstyle #cafedeturin #seyahatetmek #tatilbudur #htcre #taraveller #nicerehberi #travel #nereyegitsem #Nice #CotedAzur #recamera

  • Fransa Tatili: Nice – 1. Gün

    Hepinize tekrardan merhaba, bu aralar çok fazla seyahat yaptığım doğrudur! Hatta moda bloggerlığından vazgeçip bir an kendimi seyahat ve yaşam bloggerlığına adım atar gibi görsem de moda hep devam edecek bilgisini öncelikle size vermek isterim. Geçtiğmiz günlerdeki rotam Fransa’nın Cote d’Azur bölgesiydi… Beni sosyal mecralardan takip edenler özellikle instagram’dan takip edenler biliyor ki harika bir tatil geçirdim. Özellikle tatil boyunca yanımda olan sevgili arkadaşım Deniz Saatçioğlu’un, benim yine yurtdışında olmam dolayısı ile tüm gideceğimiz noktaları önceden belirlemiş olması harikaydı!  Bir haftalık tatil boyunca hemen heme her gün kilometrelerce yürüdük, yorulduğumuz noktada kendimizi denize attık, bir çok köy kasaba gezdik ve birikmiş koskoca anılarla döndük. Bu yüzden blog yazısını bir çok bölgeyi ayırarak gün ve gün yazmak niyetindeyim umarım bizim yaşadığımız kadar okumaktan keyif alırsınız. Nice’de ilk günümüz varışımız öğleden sonraya denk geldiği için o günü biraz keşif ve güzel bir yemek eşliğinde geçirme niyetindeydik. Otel odasına (Merkeze cok yakin, Jean Medecin uzerindeki Hotel Univers) valizlerimizi bırakıp kısa bir hazırlama sonrasında kendimizi sokağa attık. Gittiğimiz gün hemen hemen her yer kapalı olmasını ilk olarak anlamadık. hafta içi üstelik öğleden sonraki saat diliminde bu manzara bizi biraz korkutsa da  14 Temmuz, Bastille Day diye bilinen, Fransiz’ların ulusal bayram günü olduğunu öğreniyoruz. Bahsettiğim gibi açık dükkan bulmak zor desemde ortalık maşer alanı gibi kalabalıktan geçilmiyordu! Tüö caddeler, sokaklar, plajlar, restoranlar doluydu. Biraz şehri dolaşıp zar zor yemek yiyecek bir yer bulduk. Tesadüfen bulduğumuz  A L’ecurie adında şirin mi şirin bir cafeydi. Rastgele sokakta bulmamıza rağmen yemekleri harikaydı! Hatta şunun altını çizmek isterim ki alakart olarak menü seçmedik tüm Cote D’Azur bölgesinde menü içerisinde fix menüler mevcut bunun içinde tatlı olan veya olmayan olarak ikiye ayrılıyor. Bu şekilde istediğinizi seçip daha ucuza güzel bir yemek yeme şansınız doğabiliyor. Gelelim genel olarak Nice havasına.. Nice’de yapılanma oldukça eski sokak aralarında geçerken kendinizi bir an olsun İtalya’daymış gibi hissede biliyorsunuz. Gerçi sokakta o kadar İtalyana rastladık ki ben şahsen kendimi Roma’da hissettim desem yeridir. Bunun dışında normal olarak tüm kafeler ve restoranlar akşam saat 10’da kapatıyor bu yüzden yemeğinizi en geç saat 82de yemekte fayda var. Yemek sonrası biraz yürüyüş için sahile indik. Sahil o akşam tıklım tıklımdı bir sonraki akşamlarda o kalabalığı göremecektik tabii ki … Bir şişe şarap eşliğinde sahilde otururken tanıştığımız birkaç kişi tarafından gece kulübü önerisi ile gecemizi G-Bar’da devam ettirdik. Bara gittiğimizde burada eğlenemeyeceğimizi düşünsek bile sonraki gecelerde bile müdavimi olduk diyebilirim. Gerçekten hem ben hem de Deniz’in çok eğlendiğine şahit oldum diyebilirim. Şimdilik bu satırları noktalarken Nice’de 2. günü yazmak için ben sabırsızım. Görüşmek üzere :)) Bu arada unutmadan instagram’dan daha fazla tatil fotoğrafına #onurollstyleontheway hashtag’i ile oluşabilirsiniz. #cntraveller #onurollstyleontheway #Nicefransa #Nicetatil #travel #holiday #Nice #CotedAzur #Nicegezi #contenasttraveller

  • BERLIN FASION WEEK: PENGUIN – EMRE ERDEMOGLU

    Hepinize kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum öncelikle… Özellikle yurtdışı seyahatlerim dolayısı ile postlarımı ne yazık ki geç paylaşabiliyorum. Geçtiğimiz iki hafta öncesinde Emre Erdemoğlu’nun “Penguin” koleksiyonu tanıtımı için Berlin Fashion Week’e yolumuzu uzattık. Uzattık diyorum çünkü benimle beraber yaklaşık 20 kişilik bir gurup ile hareket ettik. Pegasus havayolları sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz İstanbul- Berlin uçuşumuz sonrasında yine sponsorumuz olan Titanic Deluxe Hotel Berlin’e doğru yol aldık. Burada sadece defileden bahsetmek değil amacım! Berlin Fashion Week çıkarmasında yaşadığımız o heyacanlı defilenin yanı sıra geçirdiğmiz güzel 3 günü size anlatmak için sabırsızlanıyorum Otelimiz gerçekten şehrin tam merkezinde tüm Berlin’de görmek isteyeceğimiz her yere yakın olması bizim için özellikle bir avantajdı! Bu sayede hem ilk kez ziyaret ettiğim şehri görebilecek hem de orada olmanın hakkını vereceğim için gerçekten mutluydum. Berlin’e adım atar atmaz ilk olarak oranın en meşhur yerlerini gezmekle yetindik. İlk durağımız 1700 yılları ortasında Johann Boumann tarafından barok tarzında inşa edilen Berlin Katedraliydi… Bu büyülü katedralin bahçesinde çimenler üzerinde vakit geçirmek inanılmaz derecede iyi geldiğini söyleyebilirim. Sonrasında biraz daha şehrin içerisine dalarak meşhur Alman biralarının ve mükemmel lezzetli olan çöreklarin tadına bakmadan olmazdı tabii ki… Şehir turumuzdan sonra kendimizi biraz dinlenmek için otel odasına attık sonrasında Titanik Hotel’in organize ettiği akşam yemeği için alt katta bulanan Beef Grill adındaki restoranda keyifle yemeklerimizi yedikten sonra gecenin tadını çıkarmak için yine sokak aralarına daldık! Berlinde yaşayanlar cidden eğlenmeyi biliyor! Gece hayatının çok renkli olduğunu bildiğim Berlin’i birde ben doğruladım diyebilirim. Gördüğüm şu ki ; oradaki herkes eğlenmesi son derece iyi biliyor! Yorucu ama keyifli gece gezmesi sonunda sabaha yakın bir saatlerde odamıza çekilip biraz da olsa dinlendik ki kesinlikle bunu yapmamız lazım dı, yarın çünkü büyük gündü! Emre Erdemoğlu – Penguin Ertesi gün hem Emre hem de bizim için çok heyecanlı bir gündü. Malum Emre’nin ilkbahar – yaz 2015 koleksiyonu Berlin Fashion Week’te sergilenecekti! Ve ne şanslıydım ki ben de onunla ve orada olan diğerleri kadar heyecanlıydım. Herzaman diyorum bu adam işini biliyor! Emre Erdemoğlu koleksiyonları her zaman içimi kıpır kıpır ediyor. Kullandığı kumaşından tutunda baskısına kadar herşey o kadar özel ki hepsini giymemek için inanın ki ben kendimi zor tutuyordum. Bir önceki postumda da gördüğünüz gibi yeni koleksiyon penguin’den bir parçayı günler öncesinden kapmıştım bile::) Neyse çok uzattım farkındayım! Ama burada samimi olup olup biten herşeyi yazmak ve hissederek analatmak için blog tutuyorum. Her neyse defile öncesinde her zamanki gib,i kendimi yine backstage’e attım. Her daim o kargaşayı çok seviyorum. Yapılan provalar, sevgili Öner’in titiz çalışması, Emre’in heyecanı modeller kıyafetler ve giydiriciler herkez öyle güzel işini yapıyordu ki sanki bir şarkının notaları gibi nağme nağme işleniyordu… Her neyse bir kaç kare sizin için yakaladım onlar ve diğer anlattığım herşey altta fotoğrafalarda bakın lütfen. Defile alanına geçtiğimde şova sadece saniyeler kalmıştı. Bir taraftan en güzel kareyi yakalamak diğer taraftan da biraz da olsun video çekmek için hazırlığımı yapmaya başladığımda neredeyse defile de başlamıştı. Defile ile ilgili ufak video altta geri kalan herşey o kadar güzeldi ki tüm basın Emre’den bahsederken bana söz kalmadı dersem yeridir! Hepinize güzel günler dileyerek geri kalan herşeyi altta paylaşıyorum. Sevgi ile kalın. Onur Erol #titanichotelberlin #sokakmodası #berlinemreerdemoglu #pegasushavayolları #berlin #katedral #penguin #tülinşahin #travel #berlindom #emreerdemoğlu #berlinfashionweek #berlintatili #berlinkatedral

  • BERLIN FASHION WEEK

    Herkese merhaba, beni instagram‘da takip edenler bilecek ki geçtiğimiz haftalarda sevgili Emre Erdemoğlu’nun Berlin’de düzenlen defilesi için Almanya’daydım. 10 Temmuz’da Mercedes-Benz Fashion Week Berlin etkinliğinde “Penguin” isimli koleksiyonunu görücüye çıkartan Emre, yine tüm dikkatleri üzerine toplamayı başardı. Bende böyle bir günde şüphesiz onun yeni koleksiyonunda bir başkasını giyemezdim. Defileyi izlemek için görücüye çıkan koleksiyonundan bu mor tulumu tercih ettim. Umarım sizde beğenmişsinizdir? Berlin çıkarmasından Emre Erdemoğlu defilesini bir sonraki yazımda paylaşacağım. hepinize keyifli günler dilerim. Sevgiler, Onur Erol #onurollstyle #berlinemreerdemoglu #onurerol #berlinfashionweek #emreerdemoğlu #fashionweek #streetstyle

  • TODAY IM WEARING…

    Hello again to everybody ! How are you all ,I hope everything is okay ? Here I am again with new combine. You know that every time my favorite patterns and colors. Because I like to add a bit more comfort in these elections for the summer, I prefer linen clothes for sure. If you want to follow me Instagram onurollstyle ***** Herkese tekrardan merhaba, nasılsınız herşey yolundadır umarım? Yeni bir yaz koleksiyonu ile karşınızdayım yine… Kombinlerimde renkler ve desenlere olan zaafımı az çok tahmin ediyorsunuzdur diye düşünüyorum. Renkler ve desenlerin dışında kesim ve rahatlıkta benim içim önemli bir etken! Malum yaz sezonunda olduğumuzdan dolayı öyle herşey ne yazık ki giyilmiyor ve bu yüzden yaz aylarında tercihimi çoğunlukla keten pantolon ve gömlekten yana kullanmayı tercih ediyorum. Umarım sizde bu kombini beğendiniz diye düşünüyorum. Sevgi ile kalın! A bu arada beni instagram’da takip etmek isterseniz, altta linkini veriyorum. onurollstyle SHIRTS & PANTS :BENETTON SHOES: KIGILI WATCH : ESCAPE EYEWEAR: BLINDE #onurollstyle #benetton2015men #linenshirts #menfashion #onurerol #ıstanbulfashionblogger #todayimwearing #BENETTON #STREETSTYLE

  • ÇEŞME TATİLİ: FLYINN BEACH

    Herkese merhaba, İnstagram’dan bildiğiniz üzere hafta sonları sürekli Çeşme’deyiz. Malum işlerimizin yoğunluğu sebebiyle uzun uzun bir tatil zamanını yakalamasakta hafta sonu kaçamağı için  Çeşme bizim için kaçış noktası… Gerek denize girmek gerekse güneşlenmek için Çeşme’de yolumuzu düşürdüğümüz tek ve en popüler yer şüphesiz Flyinn Beach oluyor. Bu plajda aradığınız herşeyi bulmanız mümkün içinde kafesinden, barına, restoranlardan çocuk alanlarına herşey düşünülmüş. Bir plaj’dan daha fazlasını arıyorsanız ve yolunuz Çeşme’ye düşüyorsa kesinlikle buraya uğrayın derim. Neden mi? Çünkü biz bu yaz hep oradayız. Tank Top & Beach Short : TOPMAN by TOPSHOP Eyewear: ITALIA INDEPENDENT #onurollstyle #flyinnbeachçeşme #alaçatıtatil #topmanbeachwear #yaztatili #travel #plaj #çeşmeplaj #çeşmetatil

© 2026 by Onurollstyle.co. 

bottom of page