SEARCH RESULTS
Search this site
414 sonuç bulundu
- Fransa Tatili: Nice – 1. Gün
Nice’deki ikinci günümüzde tatilin hakkını vermek için ayrıca hazır önümüzde çarşaf gibi gerilen deniz de dururken günün büyük bölümünü plajda geçirmeye karar verdik. Şehrin başından sonuna kadar uzanan sahilinde bir çok farklı plaj var. Yanımızda şemsiyemiz olsaydı hiç düşünmeyip her hangi bir yerden denize girebilirdik fakat hava o kadar sıcaktı ki güneşin kavucu ışıklarından korunmak için biraz paraya kıyıp, Nice kalesinin hemen dibindeki Castel Beach’e gittik. Nice plajı düşündüğünüz gibi kumdan değil taşlardan oluşuyor. Denize girip çıkmakta biraz zorlasada en azından vücudunuza kum taneleri yapışmadı. Cannes’da başımıza geldiği için bunu söylüyorum! Paralı plajlarda her türlü ihtiyacınıza göre fiyat ödüyorsunuz. Bu da giriş için her hangi bir ücret talep etmiyorlar sizin terciğinize göre fiyat çıkarıyorlar. Ayrıca hemen hemen her plajın içinde kendine ait restoranları da mevcut. Deniz keyfimizi biraz da eğlenceli hale Cote d’Azur tatil sponsorlarımızdan biri olan HTC ‘nin RE Kamerası getiriyoruz. RE kamera sayesinde mutlu bir tatil geçirdiğimin özellikle altını çizmek isterim. Burada göreceğiniz bir çok fotoğrafları ve özellikle denizdekilerin hepsini onunla çektim. bunun dışında tam bir gezginseniz ve gittiğiniz yerlerin olduğu gibi görüntülemek isterseniz bu minik alet tam size göre! Deniz ile 3. gününe ertelediğimiz Nice şehir içi gezi planımızı plajdan sonra en azından bir kısmını tamamlama kararı alıyoruz. Hazır kalenin dibine de gelmişken kaleye çıkmaya karar veriyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi kolay iş değildir kaleye tırmanmak, önünde sıra sıra dizilen basamakları aşıp zirveye ulaşmak özellikle deniz sonrası mayhoşluğumuzdan dolayı biraz zor olsa da sonunda zirveye çıkmaya başarıyoruz. Zirveye ulaştığımızda tüm Nice’in panoramik görüntüsü karşısında yorgunluğumuzdan eser kalmıyor doğrusu.. Kalenin yanından devam eden yolu izliyoruz ve daha yukarda duran şelaleye varıyoruz. Her turist gibi burada güzel fotoğraflar çekip kale turumuzu sonlandırıp hala yorulmadığımızın farkına varıp sahil boyunca yürümeye devam ediyoruz. Eski Nice (Vieux Nice) sokakları önümüze serilirken her zaman aşık olduğum mimari ile karşı karşıya kalmak beni yine mutlu ediyor. Rotamızı otelimize doğru yöneltip akşam yemeği için hazırlanıp Garibaldi Meydanındaki Cafe de Turin’e gittik. Hayatımda ilk kez istiridye, yengeç,ve diğer kabuklu deniz ürünlerine bu tailimde yeterince doyduğumu da belirtmek isterim. Bu arada Cafe de Turin Nice’e gidecekler arasında ister öğlen isterseniz akşam yemeği için mutlaka listenizde yer alsın derim. Nice biraz ara verip bir sonraki rotamız Saint Jean – Cap Ferrat ve Eze Village postunu beklemenizi tavsiye ederim. #cntraveller #htcReKamera #onurollstyle #cafedeturin #seyahatetmek #tatilbudur #htcre #taraveller #nicerehberi #travel #nereyegitsem #Nice #CotedAzur #recamera
- Fransa Tatili: Nice – 1. Gün
Hepinize tekrardan merhaba, bu aralar çok fazla seyahat yaptığım doğrudur! Hatta moda bloggerlığından vazgeçip bir an kendimi seyahat ve yaşam bloggerlığına adım atar gibi görsem de moda hep devam edecek bilgisini öncelikle size vermek isterim. Geçtiğmiz günlerdeki rotam Fransa’nın Cote d’Azur bölgesiydi… Beni sosyal mecralardan takip edenler özellikle instagram’dan takip edenler biliyor ki harika bir tatil geçirdim. Özellikle tatil boyunca yanımda olan sevgili arkadaşım Deniz Saatçioğlu’un, benim yine yurtdışında olmam dolayısı ile tüm gideceğimiz noktaları önceden belirlemiş olması harikaydı! Bir haftalık tatil boyunca hemen heme her gün kilometrelerce yürüdük, yorulduğumuz noktada kendimizi denize attık, bir çok köy kasaba gezdik ve birikmiş koskoca anılarla döndük. Bu yüzden blog yazısını bir çok bölgeyi ayırarak gün ve gün yazmak niyetindeyim umarım bizim yaşadığımız kadar okumaktan keyif alırsınız. Nice’de ilk günümüz varışımız öğleden sonraya denk geldiği için o günü biraz keşif ve güzel bir yemek eşliğinde geçirme niyetindeydik. Otel odasına (Merkeze cok yakin, Jean Medecin uzerindeki Hotel Univers) valizlerimizi bırakıp kısa bir hazırlama sonrasında kendimizi sokağa attık. Gittiğimiz gün hemen hemen her yer kapalı olmasını ilk olarak anlamadık. hafta içi üstelik öğleden sonraki saat diliminde bu manzara bizi biraz korkutsa da 14 Temmuz, Bastille Day diye bilinen, Fransiz’ların ulusal bayram günü olduğunu öğreniyoruz. Bahsettiğim gibi açık dükkan bulmak zor desemde ortalık maşer alanı gibi kalabalıktan geçilmiyordu! Tüö caddeler, sokaklar, plajlar, restoranlar doluydu. Biraz şehri dolaşıp zar zor yemek yiyecek bir yer bulduk. Tesadüfen bulduğumuz A L’ecurie adında şirin mi şirin bir cafeydi. Rastgele sokakta bulmamıza rağmen yemekleri harikaydı! Hatta şunun altını çizmek isterim ki alakart olarak menü seçmedik tüm Cote D’Azur bölgesinde menü içerisinde fix menüler mevcut bunun içinde tatlı olan veya olmayan olarak ikiye ayrılıyor. Bu şekilde istediğinizi seçip daha ucuza güzel bir yemek yeme şansınız doğabiliyor. Gelelim genel olarak Nice havasına.. Nice’de yapılanma oldukça eski sokak aralarında geçerken kendinizi bir an olsun İtalya’daymış gibi hissede biliyorsunuz. Gerçi sokakta o kadar İtalyana rastladık ki ben şahsen kendimi Roma’da hissettim desem yeridir. Bunun dışında normal olarak tüm kafeler ve restoranlar akşam saat 10’da kapatıyor bu yüzden yemeğinizi en geç saat 82de yemekte fayda var. Yemek sonrası biraz yürüyüş için sahile indik. Sahil o akşam tıklım tıklımdı bir sonraki akşamlarda o kalabalığı göremecektik tabii ki … Bir şişe şarap eşliğinde sahilde otururken tanıştığımız birkaç kişi tarafından gece kulübü önerisi ile gecemizi G-Bar’da devam ettirdik. Bara gittiğimizde burada eğlenemeyeceğimizi düşünsek bile sonraki gecelerde bile müdavimi olduk diyebilirim. Gerçekten hem ben hem de Deniz’in çok eğlendiğine şahit oldum diyebilirim. Şimdilik bu satırları noktalarken Nice’de 2. günü yazmak için ben sabırsızım. Görüşmek üzere :)) Bu arada unutmadan instagram’dan daha fazla tatil fotoğrafına #onurollstyleontheway hashtag’i ile oluşabilirsiniz. #cntraveller #onurollstyleontheway #Nicefransa #Nicetatil #travel #holiday #Nice #CotedAzur #Nicegezi #contenasttraveller
- BERLIN FASION WEEK: PENGUIN – EMRE ERDEMOGLU
Hepinize kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum öncelikle… Özellikle yurtdışı seyahatlerim dolayısı ile postlarımı ne yazık ki geç paylaşabiliyorum. Geçtiğimiz iki hafta öncesinde Emre Erdemoğlu’nun “Penguin” koleksiyonu tanıtımı için Berlin Fashion Week’e yolumuzu uzattık. Uzattık diyorum çünkü benimle beraber yaklaşık 20 kişilik bir gurup ile hareket ettik. Pegasus havayolları sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz İstanbul- Berlin uçuşumuz sonrasında yine sponsorumuz olan Titanic Deluxe Hotel Berlin’e doğru yol aldık. Burada sadece defileden bahsetmek değil amacım! Berlin Fashion Week çıkarmasında yaşadığımız o heyacanlı defilenin yanı sıra geçirdiğmiz güzel 3 günü size anlatmak için sabırsızlanıyorum Otelimiz gerçekten şehrin tam merkezinde tüm Berlin’de görmek isteyeceğimiz her yere yakın olması bizim için özellikle bir avantajdı! Bu sayede hem ilk kez ziyaret ettiğim şehri görebilecek hem de orada olmanın hakkını vereceğim için gerçekten mutluydum. Berlin’e adım atar atmaz ilk olarak oranın en meşhur yerlerini gezmekle yetindik. İlk durağımız 1700 yılları ortasında Johann Boumann tarafından barok tarzında inşa edilen Berlin Katedraliydi… Bu büyülü katedralin bahçesinde çimenler üzerinde vakit geçirmek inanılmaz derecede iyi geldiğini söyleyebilirim. Sonrasında biraz daha şehrin içerisine dalarak meşhur Alman biralarının ve mükemmel lezzetli olan çöreklarin tadına bakmadan olmazdı tabii ki… Şehir turumuzdan sonra kendimizi biraz dinlenmek için otel odasına attık sonrasında Titanik Hotel’in organize ettiği akşam yemeği için alt katta bulanan Beef Grill adındaki restoranda keyifle yemeklerimizi yedikten sonra gecenin tadını çıkarmak için yine sokak aralarına daldık! Berlinde yaşayanlar cidden eğlenmeyi biliyor! Gece hayatının çok renkli olduğunu bildiğim Berlin’i birde ben doğruladım diyebilirim. Gördüğüm şu ki ; oradaki herkes eğlenmesi son derece iyi biliyor! Yorucu ama keyifli gece gezmesi sonunda sabaha yakın bir saatlerde odamıza çekilip biraz da olsa dinlendik ki kesinlikle bunu yapmamız lazım dı, yarın çünkü büyük gündü! Emre Erdemoğlu – Penguin Ertesi gün hem Emre hem de bizim için çok heyecanlı bir gündü. Malum Emre’nin ilkbahar – yaz 2015 koleksiyonu Berlin Fashion Week’te sergilenecekti! Ve ne şanslıydım ki ben de onunla ve orada olan diğerleri kadar heyecanlıydım. Herzaman diyorum bu adam işini biliyor! Emre Erdemoğlu koleksiyonları her zaman içimi kıpır kıpır ediyor. Kullandığı kumaşından tutunda baskısına kadar herşey o kadar özel ki hepsini giymemek için inanın ki ben kendimi zor tutuyordum. Bir önceki postumda da gördüğünüz gibi yeni koleksiyon penguin’den bir parçayı günler öncesinden kapmıştım bile::) Neyse çok uzattım farkındayım! Ama burada samimi olup olup biten herşeyi yazmak ve hissederek analatmak için blog tutuyorum. Her neyse defile öncesinde her zamanki gib,i kendimi yine backstage’e attım. Her daim o kargaşayı çok seviyorum. Yapılan provalar, sevgili Öner’in titiz çalışması, Emre’in heyecanı modeller kıyafetler ve giydiriciler herkez öyle güzel işini yapıyordu ki sanki bir şarkının notaları gibi nağme nağme işleniyordu… Her neyse bir kaç kare sizin için yakaladım onlar ve diğer anlattığım herşey altta fotoğrafalarda bakın lütfen. Defile alanına geçtiğimde şova sadece saniyeler kalmıştı. Bir taraftan en güzel kareyi yakalamak diğer taraftan da biraz da olsun video çekmek için hazırlığımı yapmaya başladığımda neredeyse defile de başlamıştı. Defile ile ilgili ufak video altta geri kalan herşey o kadar güzeldi ki tüm basın Emre’den bahsederken bana söz kalmadı dersem yeridir! Hepinize güzel günler dileyerek geri kalan herşeyi altta paylaşıyorum. Sevgi ile kalın. Onur Erol #titanichotelberlin #sokakmodası #berlinemreerdemoglu #pegasushavayolları #berlin #katedral #penguin #tülinşahin #travel #berlindom #emreerdemoğlu #berlinfashionweek #berlintatili #berlinkatedral
- BERLIN FASHION WEEK
Herkese merhaba, beni instagram‘da takip edenler bilecek ki geçtiğimiz haftalarda sevgili Emre Erdemoğlu’nun Berlin’de düzenlen defilesi için Almanya’daydım. 10 Temmuz’da Mercedes-Benz Fashion Week Berlin etkinliğinde “Penguin” isimli koleksiyonunu görücüye çıkartan Emre, yine tüm dikkatleri üzerine toplamayı başardı. Bende böyle bir günde şüphesiz onun yeni koleksiyonunda bir başkasını giyemezdim. Defileyi izlemek için görücüye çıkan koleksiyonundan bu mor tulumu tercih ettim. Umarım sizde beğenmişsinizdir? Berlin çıkarmasından Emre Erdemoğlu defilesini bir sonraki yazımda paylaşacağım. hepinize keyifli günler dilerim. Sevgiler, Onur Erol #onurollstyle #berlinemreerdemoglu #onurerol #berlinfashionweek #emreerdemoğlu #fashionweek #streetstyle
- TODAY IM WEARING…
Hello again to everybody ! How are you all ,I hope everything is okay ? Here I am again with new combine. You know that every time my favorite patterns and colors. Because I like to add a bit more comfort in these elections for the summer, I prefer linen clothes for sure. If you want to follow me Instagram onurollstyle ***** Herkese tekrardan merhaba, nasılsınız herşey yolundadır umarım? Yeni bir yaz koleksiyonu ile karşınızdayım yine… Kombinlerimde renkler ve desenlere olan zaafımı az çok tahmin ediyorsunuzdur diye düşünüyorum. Renkler ve desenlerin dışında kesim ve rahatlıkta benim içim önemli bir etken! Malum yaz sezonunda olduğumuzdan dolayı öyle herşey ne yazık ki giyilmiyor ve bu yüzden yaz aylarında tercihimi çoğunlukla keten pantolon ve gömlekten yana kullanmayı tercih ediyorum. Umarım sizde bu kombini beğendiniz diye düşünüyorum. Sevgi ile kalın! A bu arada beni instagram’da takip etmek isterseniz, altta linkini veriyorum. onurollstyle SHIRTS & PANTS :BENETTON SHOES: KIGILI WATCH : ESCAPE EYEWEAR: BLINDE #onurollstyle #benetton2015men #linenshirts #menfashion #onurerol #ıstanbulfashionblogger #todayimwearing #BENETTON #STREETSTYLE
- ÇEŞME TATİLİ: FLYINN BEACH
Herkese merhaba, İnstagram’dan bildiğiniz üzere hafta sonları sürekli Çeşme’deyiz. Malum işlerimizin yoğunluğu sebebiyle uzun uzun bir tatil zamanını yakalamasakta hafta sonu kaçamağı için Çeşme bizim için kaçış noktası… Gerek denize girmek gerekse güneşlenmek için Çeşme’de yolumuzu düşürdüğümüz tek ve en popüler yer şüphesiz Flyinn Beach oluyor. Bu plajda aradığınız herşeyi bulmanız mümkün içinde kafesinden, barına, restoranlardan çocuk alanlarına herşey düşünülmüş. Bir plaj’dan daha fazlasını arıyorsanız ve yolunuz Çeşme’ye düşüyorsa kesinlikle buraya uğrayın derim. Neden mi? Çünkü biz bu yaz hep oradayız. Tank Top & Beach Short : TOPMAN by TOPSHOP Eyewear: ITALIA INDEPENDENT #onurollstyle #flyinnbeachçeşme #alaçatıtatil #topmanbeachwear #yaztatili #travel #plaj #çeşmeplaj #çeşmetatil
- Yunanistan Tatili: Skinos ile Atina
Çeşme’de eğlence son gaz devam ediyor… Gündüz Flyinn’de denize girip güneşlendikten sonra akşam yemeği için Marge Butik Otel’in bizim için özenle hazırlamış olduğu yemeğe eşlik etmek için bahçeye kurulmuş uzun masada yerimi alıyorum.. Yenen keyifli yemek ve sohbet ardından Çeşme geceleri için başka bir hazırlığa girip geceyi ateşliyorum anlayacağınız. Saat gece yarısını çoktan geçmiş ve arkadaşlardan erken ayrılıp otele geri dönüyorum. Erken dediğime bakmayın saat 03:00! Otele varır varmaz valizi toparlayıp yeni bir yolculuk için hazırlığa başlıyorum. Saat 04:00’te daha önceden ayarlamış olduğum özel araç geliyor ve yaklaşık 45 dakikalık İzmir havaalanı yolculuğum başlıyor. Saat 06:00 İzmir Atina Uçağı için gerekli pasaport kontrollerinden geçip uçağımı beklemeye başlıyorum. O da ne! Uçak korkusu olan ben için, normal olarak asla tercih etmeyeceğim bir uçağa (pırpır) biniyorum gün yeni yeni aydınlanırken.. Neyseki sakinliğim üzerimde, genelde uçak yolculuğu öncesi genelde antidepresan ilacı kullandığım için gözümü Atina’da açıyorum. Yunanistan’a daha önce Dedeağaç, Kavala ve Selanik turu yapmama rağmen Atina beni daha heyecanlandırmıştı nedense…. Hava alanında İstanbul’dan gelecek ekibi bekliyorum ve her zaman ki gibi THY yine rotar yapıyor. Havaalanında bekleyenler bilir o saatler bir türlü geçmez! Defalarca kahve içiyorum, alamadığım uykumu valizimi yatak yaparak almaya çalıştıysam da bir türlü olmuyor işte 🙂 Her neyse o malum saatler geçiyor sonunda ekip sapasağlam iniyor ve buluşup Atina’nın merkezinde bulunan otelimize (Greco Palas Athena ) yeleşiyoruz. Bu oteli gerçekten çok beğeniyorum dışardan bakılınca çok ahım şahım olmasa da iç dekorasyonu ve odalar son derece güzeldi. Hızlıca yerleşip Burcu ile kendimizi Atina sokaklarına atıyoruz. Günlerden pazar, ortalıkta in cin birde biz top oynuyoruz neredeyse! Pazar olmasından dolayı herkes çekilmiş evine diye düşünüyoruz. Şehrin en meşhur caddesi olan Kolanaki’de açık olan bir kafede soluklanıp Atina’nın kalbinde yükselen LYCABETTUS tepesine yol alıyoruz. Bu tepeye çıkmak için oldukça yüksek bir bayır, hatırlayamayacağım kadar merdiven ve sonrasında bir teleferik yoluculuğu yapmak gerekiyor. Tepeye çıktığımızda yorgun olsakta karşımızda bu eşsiz manzarayı görünce bir o kadar rahatlıyoruz. Bütün Atina tarihin izleriyle karşımda duruyorken bir o kadar heyecanlanıyorum. Her köşesinde tarih kokan bu yerde olmak, burada bulunmanın sevinci kaplıyor içimi birden. Vardığımız noktada bir klise ve kafe var. Klise’yi gezip instagram için bir fotoğraf çektirip kafe’de birşeyler içiyoruz. Kısa bir şehir turundan sonra Otele varıp üstümüzü değiştirip akşam yemeği ve Skinos ile tanışmak için The Clumsies adındaki kafe’ye gidiyoruz. Kafe gerek dekorasyonu gerek ise yemekleriyle oldukça hoşuma gidiyor. Bizim için hazırlanmış olan Skinos kokteyllerini sırasıyla götürüp başka bir lokasyonda partilemek için soluğu alıyoruz. Konu içki ve yurtdışı olunca bu işi ne kadar çok sevdiğimi bir ke daha anlıyorum. Oldukça yoğun bir gün programından sonra otele dönüyoruz. Sabah ilk hedef erken kalkmak oluyor. Çünkü; asıl Atina’ya geliş nedenimiz Skinos Mediterrane Cocktail Chalence yani Uluslar arası Skinos kokteyl yarışmasında Türkiye’den dereceye giren Osman Baycan’ı desteklemek ve yarışmayı izlemek olacak.. Sabah erkenden kalkıp kahvaltı faslını otelde bitirip öğlen için belirlenmiş barlarda tadımlar için yollara düşüyoruz SKİNOS HAKKINDA Skinos kokteyl yarışmasından bahsetmeden evvel önce bu içkiyi bilmeyenler için bira zbilgi vermek isterim… “Saf damla sakızı kullanılarak üretilen Skinos’un yapımında damla sakızı kristalleri, alkol , su ve şeker ile karıştırılıyor. Bu karışım 3 ay bekletildikten sonra hassas bir yöntemle damıtılarak içki severlerin karşısına çıkıyor. Berrak rengi ve her bir şişede en az 6/ 7 gram damla sakızından elde edilen tadların bulunuyor olması içkinin en öne çıkan özellikleri arasında. Akdeniz’in esintisiyle damla sakızını bir arada buluşturan Skinos içki severler için tam bir lezzet şöleni sunuyor. Farklı tadı ile ferahlatıcı da olan Skinos’u dilerseniz shot veya bol buzlu olarak içebileceğiniz gibi sıcak Akdeniz akşamlarında lezzetli kokteyllerinizde de kullanabilirsiniz.”yine… İlk durağımız Kolokotroni 9 adında şirin mi şirin bir bar oluyor. Burada kıdemli bar şefi bizim için bir kaç çeşit Skinos kokteyli hazırlayıp sunuyor. Özellikle bir likörün bu kadar hafif bir içki olcağını ve kokteyl olabileceğini düşünmüyordum taa ki bu nefis içeceklerin tadına bakana kadar. İçtiğimiz kokteyllerin bir çoğunda aroma ve içine kullanılan, gül kurusu, lavanta ve kekik gibi bitkiler beni benden aldığını söyleyebilirim. Altta bir kaç fotoğrafı görebilirsiniz. Uzun ama keyifli bar gezileri sonrasında akşaö hazırlığı için hızlıca otele girip hazırlanıyoruz büyük gün dakikalar sonra! Akşam için tüm hazırlıklarımızı yapıp Atina’nın en meşhur mekanı olan 360 Cocktail Bar’da yerimizi alıyoruz. Kendime yukarda gördüğünüz kokteyli hazırlatıp muhteşem terasın keyfini karşımda duran Akropolis’e karşı yudumluyorum. Osman bir taraftan telaş içinde sunumunu hazırlarken kendisini rahatsız edip beraber bir fotoğraf çektirmeden duramıyorum. Yarışmaya katılacak 8 farklı Barmenin sunumunu beklerken ilk sunumu bizi temsil eden Osman Baycan yapıyor. Bir barmen’in bu kadar titiz ve mükemmel olabileceğine şahit oldum demek istiyorum! Evet kesinlikle mükemmel bir şekilde hazırlamış olduğu sunumu izleyicilere anlatırken ondan fazla heyecanlanıyorum. DEMETER Osman Baycan’ın Skinos ile hazırladığı kokteylin adı Demeter, Yunan mitoojisinde duymuş olacağınız bu bereketin, mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. Osman, kokteylinde Demeter’den esinlenerek hazırladığı kokteyli hüznü ve sevincinden döktüğü yaşları sakız ağacının yaşlarına dönüştürüp oradan da akdenizin muhteşem tılsımlarıyla kokteyline yansıtarak ülkemizi son derece güzel bir şekilde temsil etti diyebilirim. Gece saatleri 24:00 vururken yarışma sonuçlanıyor ve yarışmanın birincisi Argyris Vemianin oluyor. Olsun bizim içimiz çok rahat Türkiye olarak orada olmak ve o muhteşem sunumuyla ülkemizi çok çok iyi temsil etmek önemli olan değil mi? Yarışma jurisinde Dünyaca ünlü barmen Steve Schneider vardı. Gerçekten hepimiz için heyecanlı ve önemli bir yarışmaydı diyebilirim. Sonuç olarak o geceden yukarda gördüğünüz güzel kareler ve altaki fotoğrafta gördüğünüz yarışma birinci ve Steve ile güzel bir fotoğrafımız ile geceye son verdim. Bugün boş gün ve Atina gezimize kaldığımız yerden devam edebileceğiz! Sokak aralarına dalıyorum en güzel fotoğraf karelerini çekmek için şehirde dolaşan onca turist ile yarışırcasına fotoğraf makinesinin tuşuna basıp duruyorum. Şehir arasında turlarken tarihle harmanlanmış ama biraz mahsum Atina’yı görüyorum. Ekonomik kriz kendini her adımda belli ediyor. Bir çok iş yerinin kapanmış kepenkleri sokaklara bakarken derin ve sessizce şiir okuyor gibi geliyor bana… Hayat devam ediyor… Bu hüzünlü tablonun yanında sokakta yine az da olsa hareket var! Oturup bir yerlerde yemek yiyor kahve içiyoruz. Yemek kültürümüz olduğu gibi aynı, kebaplardan dönere, helva’dan revani’ye kadar bilindik herşey burada. Tarihi kalıntılar, sokak aralarındaki kliseler arasında gözümüzü Akropolis Müzesine dikiyoruz. Buraya gelmişken kesinlikle uğranması gereken bir müze olduğunun altını çizmek istiyorum. Müze içinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için burada ne yazık ki fotoğraf paylaşamıyorum. Fakat sokaktan güzel fotoğraflar altta yer alıyor. Umarım biraz olsun keyifle okumuşsunuzdur diye düşünüyorum. Burada olmayan birkaç fotoğrafa instagram’dan #SkinosMCC2015 veya SkinosMCCMacerasi taglarinden ulaşabilirsiniz. Bir önceki yarışma videosuna altaki linkten ulaşabilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=VnBh0B4VNlM Hepinize sevgilerimi sunar bir sonraki gezi yazısında görüşmek üzere derim. #athenstour #onurollstyle #atinagezisi #skinosmcc2015 #trave #yunanistangezi #atinaturu #travel #athenstravel #skinos #skinosmccmacerasi
- İtalya Tatili: Como Gölü Gezisi
Yeni bir gezi yazısı ile karşınızdayım! Biliorsunuz ki İtalya ile yakından bir gönül bağım var bu gönül bağı her sene daha da büyüyor. Geçtiğimiz haftalarda Milano ve sonrasında Saronno’ya The Mixing Star ” yarışmasını izlemek hem de Disaronno’nun çekirdek halinden başlayan o büyüleyici hikayesi ile tanışmak için gitmiştim. Yarışma ve Hikayeyi okumak isterseniz link burada: http://www.onurollstyle.co/2015/06/disaronno-maceras.html İtalya gezimizin son gününde ekip ile araçla bir saat mesafedeki Como gölüne geçtik. Fakat vaktimiz kısıtlıydı ve bu yüzden hızlı bir şekilde karar verip şehri ilk olarak tepeden görmek lazım diyerek teleferik ile yukarıya çıkıp ilk olarak gölün eşsiz güzelliğine burada seyre daldık… İtalya’nın üçüncü büyük gölü Como’nun kenarındaki en büyük yerleşim yeri göl ile aynı ismi taşıyan Como kenti. Bölgenin nüfusu 86 bin civarında, burası Milano’ya sadece 45 kmuzaklıkta. Buraya kimler geliyor? diye soracak olursanız, turist profilini ağırlıklı olarak zengin Amerikalılar ve Avrupalılar oluşturuyor. Zengin turistlerin dışında pek çok ünlü sanatçı, sinema oyuncusu ve politikacı yılda 1-2 kez de olsa Como Gölü’ne mutlaka uğruyor. Çünkü Como’da misfirlerine doğayla içiçe konforlu bir tatil sunuyor. Çevresindeki dağları ve ormanlarıyla muhteşem bir manzara keyfi sunan Como gölü etrafındaki birçok köy ve kasabaya hareketlilik katıyor. Bu köy ve kasabalara kara yoluyla olduğu gibi vapurlarla da ulaşmak mümkün. Sahilde sırası ile Cernobbio, Argegno, Lenno, Tremezzo, Menaggio, Pianello, Musso ve aralarında ufak tefek yerleşim yerleri bulunuyor. Gölün karşı kıyısındaki öenmli yerler Belaggio, Varenna ve Lecco. Yukarıya vardığınızda birbirinden güzel yapılar ve evler görebileceğinizi söylemek isterim. Bunun dışında teleferik bitiminde bir kaç kafe ve restoran şehrin keyfini sürerken yemek yeme veya bir kahve içmek için size fırsat verir. Duomo’ya, yani şehrin en büyük katedraline yürürken labirenti andıran dar sokaklar çıkıyor karşınıza. Şık mağazalar ve butiklerle dolu bu sokaklar şehir kulesi ve Buroletto Sarayına açılıyor. Como’yu gezmeye Volta Meydanı’ndan başlamak gerek. Meydanın tam ortasında bir zamanlar burada yaşayan, pilin mucidi, fizikçi Allessandro Volta’nın heykeli dikkat çekiyor. Dev saksılardaki çiçeklerle renklendirilen meydan otel ve restoranlarla çevrili. Como Gölü, aynı zamanda mimarlık mesleğinin doğduğu bölge olarak da biliniyor. 3 bin yıl önce Como’lu inşaatçılar bir araya gelerek mimarlığın temellerini burada atmış. Zaten, göl kıyısındaki villa ve şatoların mimarisi de bunu kanıtlar nitelikte. #onurollstyle #lombardia #onurerol #tekne #onurollstyleontheway #comogölü #gezi #İtalya #travel #milano #balayı #jetset #ünlü #bellagio #maggiore #comogezisiitalyagezi
- ÇEŞME TATİLİ: I LOVE INTIMISSIMI
İç çamaşırınızı nereden satın alıyorsunuz? Çok garip bir soru olarak bunu algılamanız normal fakat gerçekten benim için dış giyim kadar iç giyimde bir o kadar önemli! Sevdiğim markaların başındaİtalyan olmasından mıdır bilmem ama şüphesiz İntimissimi var. Gerçekten rahatlığı, hafifliği, renk ve desen seçeneği konusunda çeşitli olması beni etkiliyor. Bunun dışında size tavsiye edebileceğim başka bir İtalyan markası olsa o da şüphesiz Tezenis olurdu ama ne yazık ki Türkiye’de bulunmuyor. Türkiye’de daha hesaplı yukarda bahsetmiş olduğum gibi çok desenli ve renkli iç çamaşırı arıyorsanız, size Topman, Zara ve Pull&Bear’i önerebilirim. ***** Hello guys, where you buy from your underwear? There intimissimi the beginning of my favorite brands. comfort, light weight, have a variety of colors and patterns. I can recommend to you out of it, Tezenis but not in Turkey. But you can still find beautiful colorful underwear in Turkey Topman, Pull & Bear and Zara all combine INTIMISSIMI #underwear #intimissimimen #intimissimiunderwear #intimissimi #menunderwears
- A CUP COFFEE
Herkese merhaba, beni instagram’dan (@onurollstyle) takip edenler bilir ki bu aralar kuş misali oradan oraya koşuşturma içindeyim. Evet bu koşuşturma hala devam ederken Istanbul’a ara ara uğruyorum. İstanbul’a gelince kendi semtim diyebileceğim Nişantaşı’nda soluğu alıyorum. Bir kahve molası ve birikmiş işleri takip edebileceğim mekanım var tabii ki (Aşşk Kahve) fakat kahve için yeni mekanları da ihmal etmiyorum. Yeni tatlar yakalamak ve keşfetmek hikayemin bir parçası belki de… Geçtiğimiz hafta tekrar Çeşme’ye ardından ise Atina’ya gittim yetiştirebilirsem çok yakında tüm postları buradan yayınlayacağım. Şimdilik hoşça kalın. Polo T-shirt : Fred Perry Pants: Koton Shoes: Adidas Original #sundaycoffee #onurollstyle #menstyle #fredperrytshirt #sokakmodası #onurerol #nişnataşı
- Milano Tatili: Disaronno Macerası
Çok değil! Yaklaşık altı ay evvel yolculuk yapmıştık beraber Floransa’ya! İtalya’nın en büyük ve önemli fuarı olan Pitti Uomo için beraberdik ve oldukça keyifli zaman da geçirmiştik Floransa’dan, Roma’ya… ( okumak için tıkla ) Yine yolumuz kesişti Disaronno ile, bu defa İtalya’nın en iyi barmeni seçilecek olan “The Mixing Star ” yarışmasını izlemek hem de Disaronno’nun çekirdek halinden başlayan o büyüleyici hikayesi ile tanışmaya… Hikayelere öyle çabuk ulaşamazsınız! Milano’ya varır varmaz yoğun program dahilinde ilk olarak soluğu öğle yemeği için Ristorante Orti Di Leonardo’ da alıyoruz. Yemek sonrası Via Palestro‘da yer alan Disaronno’nun terasına (Terrazza Disaronno ) varıyoruz. Burada ummalı bir yarışma ile karşı karşıya kalıyoruz. Birbirinden yetenekli barmenler kendi hünerlerini sergilerken biz de bir taraftan yarışma için hazırlanan kokteyller ile teras keyfi sürüyoruz. Saatler sonra juri kararı açıklıyor ve bu yılın İtalyan’nın kral barmenini seçiyorlar ve çıkan isim yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Alberto Luison oluyor. Yarışma sonrasında bu sefer akşam için büyük bir parti haberi alıyoruz ve saat 19:00′ da orada olmak koşulu ile Milano turuna başlıyoruz ekip olarak… Milano’ya bu ilk gidişim olmamasına rağmen, her defasında şehirde gezinirken heyecan duymamak mümkün değil! İtalya’nın her neresi olursa olsun adım attığımda başak bir duyguya kapılıyorum. sırasıyla Galleria Vittorio, Duomo‘ tur atıp, iyice sokak aralarına dalıyorum. İnstagram için birbirinden güzel kareler paylaşmak için adeta birbirimizle yarışırcasına üstelik! 🙂 Şehir merkezi gezimizden sonra hem günün yorgunluğunu atmak hem de akşam düzenlenecek teras partisi için hazırlık için otelimize varıyoruz. Altta gördüğünüz üzere gece’ye hazır bir vaziyetteyim. 🙂 Parti oldukça kalabalık ve yoğun geçiyor! Fotoğraf çekebilecek bir zamanım olmadığını tahmin edin artık. SARONNO Gezimizin ikinci gününde yukarda da bahsetmiş olduğum gibi beni en çok etkilendiren bu hikayenin başlangıç noktası olan Saronno‘ya gidiyoruz. Milano’ya yaklaşık bir saatlik mesafe’de yer alan Saronno adında da anlayacağınız gibi Disaronno’nun doğduğu yer. Saranno’ya varır varmaz,Fabrika’nın da içinde bulunduğu Illva Saronno ofisinde hikayenin ilk basamağı olan toplantlara katılıyor, aparatif ve güzel bir öğlen yemeği sonrasında bir puzzle’lı tamamlar gibi adım adım hikayeyi çözüyoruz. Bu hikayenin kökeni 1500’lü yıllara kadar geri gider. Efsaneye göre, Rönesans sanatçılarından Bernadino Luini 1525 yılında Milan’ın kuzeybatısında yer alan Saronno kasabasına gelir. Santuario della Beata Vergine dei Miracoli kilisesine bir fresk yapacak olan Luini, kaldığı hanı işleten ve kendisine modellik de yapan bir kadına aşık olur. Kadın da aşkına karşılık verir ama ölen kocasının yasını tutmaktadır. Aşkının göstergesi olarak Luini için özel bir içki hazırlamak ister ve brendinin içine kayısı bademleri atarak bu özel içkiyi yaratır. Amaretto da ilk kez böyle ortaya çıkmış olur. Kelime anlamı olarak “biraz acı” demektir. Hikaye’yi işin ehli insanlardan büyük bir heyecan ile dinlerken orada olmak ve bütünleşmek inanın ki başka bir deneyim oluyor hepimiz için.. Altta bahsi geçen klise’den birçok kareyi sizinle paylaşıyor ve tüm bunların dışındaki paylaşımları #disaronnosourmacerasi etiketi ile İnstagram’da görebilirsiniz diyor ve bir sonraki harika gezi planı için soluğu başka bir ülkede almak için yola çıkıyorum. #onurollstyleontheway Kısa Kısa… Disaronno, şişesinin tasarımı ilk olarak Muano’da tasarlanıyor… Üzerinde yer alan mühür’den imzasına kadar hepsinin bir hikayesi var. Şişe yıllar içinde şekillenip bugünkü halini alıyor. Bir çok tasarımcı ve ünlü isimler tarafından giydiriliyor. En son olarak Versace tarafından giydirilen şişeler bu sene adından oldukça söz ettiriyor. #disaronnomacerası #disaronno #saronno #travel #disaronnohikayesi #italyagezisi #milanogezisi #onurollstyleontheway
- Alaçatı - Çeşme Tatili
Herkese tekrardan selam! Geçtiğimiz hafta Milano dönüşü Çeşme’de yer alan Flyinn Beach’e gittiğimi bir önceki postumda belirtmiştim. Özellikle tatil zamanlarında yoga yapmam pek mümkün olmasa da Flyinn bunun için tam da uygur bir yerdi… Yazın ilk günlerinde denizin tadını çıkartırken, güneşlenip kendime bolca vakit ayırıp yoga ile içimi keşfetmeme olanak sağladı diebilirim! önüne açılan uçsuz bucaksız mavi yeşil ile btünleşince başka birşey hayal edemeyeceğimi tahmin ettiğinizi düşünüyorum da ! Aynen öyle yorucu, yorgun ve kasvetli bir kış ardından kendimi ege’de bulunca ben de aynısı yaptım. Belki de yazı bu yüzde seviyoruzdur kim bilir? Neyse Postları sırasıya hızlı bir şekilde yazmaya devam edeceğim çünkü bu cuma günü yine kendimi o kıyılara atacağımdan emin olabilirsiniz. Şimdilik görşmek üzere, bir sonraki blog postunda görüşmek üzere 🙂 Tank Top & Beach Shorts: TOPMAN Sunglasses: LACOSTE #alaçatı #onurollstyle #TATİL #SWIMM #lacoste #YOGAEVERYWHERE #travel #yoga #VACANZA #FLYINN #çeşme #topman #flyinnbeach #BEACHWEAR
.png)












