top of page


travel & lifestyle blog

onurollstyle.co

  • Yazarın fotoğrafı: Onurollstyle
    Onurollstyle
  • 20 Eki 2015
  • 2 dakikada okunur


Bir patatesin hikayesini nasıl anlatırsın deselerdi, inanın ki  buna güler geçerdim belkide..

Geçtiğimiz hafta Nevşehir’de yaşadığım deneyim sonucunda, patateslerinde hikayesi olduğunu kabullendim sonrasında ise bir patatesin ne kadar değerli olduğunu da…

Evet başta hikaye diye adlandırmış olduğum yazı aslında hayatın tam içinden ve hepimizin bildiği  %100 gerçek, lezzetli ve sırlarıyla dolu Mc Donald’s patatesleri! 

Her defasında kendi evimde aynı lezzeti yakalamak uğruna uğraşmış olduğum ama bir türlü aynısını yapamadığım o patateslerin sırrını sonunda çözmüş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. 

Bu sırrı çözmek için  ilk olarak İstanbul’dan Nevşehir’e uçuyorum ve burada bulunan bulunan Doğa Tohumculuk’a adım atıyorum. İçeriye öyle elimi kolumu sallayarak giremeyeceğimi öğrenince çok şaşırıyorum önce sonra anlıyorum tabii ki neden giremeyeceğimi… 

Her neyse! Önlük, bone ve özellikle ellerim dezenfekte edildikten sonra sırasıyla açılan kapılar ardında gördüğüm ise son derece şoka uğratıyor beni…

Tamamen deneysel tüpler içerisinde ufacık, minik henüz yeni yeni kök salmış filizler ilk gördüğüm, ardından açılan başka bir odada birini görüyorum! Büyük bir dikkat ve titizlikle bu tüplerdeki filizleri bölüp kavanoz içerisine özenle yerleştirirken…

Öğreniyorum tabii ki bu olup biteni…

İlk başta görmüş olduğum tüp 6 yıl sonunda tam tamına  500 ton patates olacağını! İçeride gördüğüm tüm bu şaşırtıcı olanlar bir tüp bebeğin nasıl dünyaya geldiği ile aynı diyeceğim ama tabii ki değildi sadece ben benzettim ama biliyordum ki garip ama gerçek olan bir patates tohumun çoğaltılmasıydı tam olarak.

Yaşadığım şokun etkisinden henüz çıkamamışken başka bir bina içerisine giriyorum. Burada köklenmiş ve dikime hazır hale gelmiş filizlerin dikili olduğunu görüyorum.

Bu filizler canlı, hastalıksız ve son derece sağlıklı olup olamadıkları denetleniyor her defasında..

Öğreniyorum ki bir adet hastalıklı filiz diğer filizleri hasta edebilirmiş.. İşte bu yüzden alınıyor bu kadar önlem.

Altı üstü bir patates filizi diye gördüğüm şeyin aslında ne kadar özenle yetiştirilip milyonlarca çoğaltındığına şahit oluyorum burada! Ve özellikle onun herhangi bir patates olmadığını da …

Gezimizi önce tarlalardan gelen patateslerin depolandığı ve tırlara yüklendiği alanları gezerek ve sonrasında ise ham bir patatesin nasıl Mc Donald’s patatesi olduğuna şahit olamak için fabrikaya yönlendiriliyoruz. 

Patates depoları Nevşehire özgü olan taş depolar içerinde yer alıyor burada patatesler 6-7 ay hiç bir özelliğini bozmadan kalabiliyormuş fabrikada ise bir patatesin saatler sonra nasıl Mc Donald’s patatesi olduğuna şahit olurken şaşkınlığımı gizleyemiyorum. Fabrikada her şey sırasıyla işliyor. Tüm makine ve insan gücü belirli bir ahenkle çalışırken son olarak paketlenmeye hazır “sırrı kalitesinde” gizli olan o mükemmel Mc Donald’s patatesi olarak masamıza geliyor.

İşte benim bir patatese olan aşkım burada son buluyor.  

Son olarak tam da yöresinde kendi memleketinde üretilen o tazecik ve lezzetli patates cipslerini yerken sonlanıyor! 

İşte  benim yaşadığım en güzel bir aşk hikayesi de böyle sonlanıyor. 










 
 
 
  • Yazarın fotoğrafı: Onurollstyle
    Onurollstyle
  • 20 Eyl 2015
  • 2 dakikada okunur

Bodrum sonrası Kastro Tireli bağlarını gezmek hemde 2 günlük çiftlik keyfi için Manisa Akhisar’da aldım.

Bu 2 günlük çiftlik gezisi hem ruhumu hemde bedeni temizledi desem yeridir.. Şehir yaşantısının kaosu ister istemez hepimizin üzerinde kötü bir etki bırakıyor.  Durum böyle olunca biraz uzaklaşıp doğa ile baş başa kalmak her zaman iyi bir seçim oluyor. İşte bu bağ gezisi de benim içn tam da böyle bir kaçamaktı…

Doğal yaşama dair her ne varsa karşınıza çıkabileck mükemmel güzellikteki bu yeri gerçekten görmenizi tavsiye ederim. 


AKHİSAR

Arkeolojik burgulara göre Akhisar’daki ilk yerleşimler M.Ö. 3000 tarihlerinde olup Anadolu’daki şarapçılığın doğduğu tahmin edilen zamanlara denk gelmektedir. Hititler zamanından beri Akhisar önemli bir ticaret yolu olmuştur. Kuzey Lidya medeniyetinin en önemli merkezi durumunda olan Akhisar (Thyateira) tarih boyunca içlerinde Frigler, Lidyalılar, Romalılar, Persler ve Selçuklular’ın da bulunduğu bir çok medeniyetin hakimiyeti altında kalmıştır. Büyük İskender tarafından da fethedilen Akhisar, Araplarla Bizanslılar arasında birçok savaşa sahne olmuş, XIV. yüzyılda artan Türk etkisiyle Saruhan Beyliği’ne geçmiştir.

Yüzyıllarca şarabın kutsal sayıldığı toplumlara yurt olan Akhisar, bugün Türkiye’nin en büyük üzüm üreticisidir. Osmanlı devrinde gayrımüslim azınlıklar tarafından Akhisar’da icra edilen şarapçılık, Cumhuriyet ile birlikte, azınlıkların bölgeyi terk etmesinden dolayı yok olmaya başlamış ve bağcılık sadece yemelik üzüm yetiştirmeye yönelmiştir. Şaraplık üzüm yetiştiriciliğine uzak olan yerel halk, şaraplık bağları söküp bu alanlarda sofralık üzüm yetiştiriciliği ve tütüncülük yapmaya başlamışlar.


XX. yüzyılın başlarında Akhisar’ın Kayalıoğlu kasabasında kurulan Yahudi ziraat okulunun mahseni de şaraphane olarak kullanılmış. Bu okulun en önemli ilgi alanı bölgede bağ ve şarap uzmanları yetiştirmek olmuş. Ancak, bölgede yaşayan diğer azınlıklarla beraber Yahudiler’in sayısının da azalmasıyla okul şarapla ilgili faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştır.


KASTRO TİRELİ

Kastro Tireli Şarapları ise  Kastro Tireli bağlarının tam ortasında, Akhisar ovasına kuşbakışı bakan bir tepenin üzerinde yer almaktadır. Paslanmaz çelik ve Fransız meşe tanklarla birlikte 55 ton üzüm işleme kapasitesine sahip  bir tesis burası, üzümler pompa kullanılmadan salkım ve üzüm seçme bölümünden sonra tanklara, fermantasyon sonrası da fıçılara eğim cazibesi ile doldurululuyor. 


























 
 
 
  • Yazarın fotoğrafı: Onurollstyle
    Onurollstyle
  • 26 Tem 2015
  • 3 dakikada okunur



Cannes’da sabahın erken saatinde kalkıp kahvaltı faslını otelde geçirdikten sonra otel resepsiyonunda duran resepsiyon görevlisine Antibes ve Saint Paul de Vence’ye gitmek istediğimizi bu konuda yardıma ihtiyacımız olduğunu söylüyoruz. Otel çalışanı bu konuda bize gerçekten yardımcı oluyor ve hatta harita üzerine bineceğimiz otobüs numarasına kadar yazıyor.

 Konu seyrüsefer olunca herşeyi göze almak gerek. İşte bu yüzden bizde herşeye hazırlıklıydık. Çantamızın içinde yedek kıyafetler havlumuz şapkamız vs. ile

otelden çıkıp yakın mesafede bulunan tren istasyonuna varıyoruz. Bilet almak için makineler var fakat biraz garip olduğu için yardım sayesinde biletlerimizi alıp Antibes’e doğru yol alıyoruz. Yaklaşık 8-10 dk’lık bir yolculuk sonrasında Antibes tren istasyonuna varıyoruz.

Şehir merkezine varmak için biraz yürüyoruz. Antibes’in çevresini saran surlar karşılıyor bizi deniz kenarında.

Limanı lüks yatlarla çevrili, rengarenk bir yer burası. Roma döneminden kalma bir kasaba. Fransızlara geçtikten sonra zengin Avrupalıların çamların arasında yüksek duvarlı lüks evler yaptırdığı popüler bir Akdeniz kasabası haline gelmiş zamanla. Kasabanın zenginliği her halinden belliydi. 

Antibes‘te gezmeniz gereken üç önemli bölge var; sevimli sokakları ve müzeleriyle hemen limanın girişinden başlayan Old Town, the Cap d’Antibes ve Juan-Les-Pins.

Antibes’in en kalabalık ve popüler sokağı Old Town’daki Rue Sadeen turistik yer. İllaki buradan geçiyorsunuz. Old Town’ın ara sokaklarında bir sürü küçük ve sevimli renkli kepenkli dükkanlar ve mağazalar var. 

Ours Masséna’daki Marche Provençal’a (Antibes’in kapalı pazarı ) mutlaka gidin. Bu pazar yerel çiftçilerin ürettikleri sebzeler, meyveler, balsamikler, zeytinyağları, zeytinler, peynirler, balıkçıların sabah denizden getirip tezgahlarına attıkları balık ve balık ürünleri ile adeta bir görsel şölen. Biz vardığımızda daha yeni yeni toplanıyordu. Sabah saatlerinde kurulan pazar öğleden sonra kaldırılıyor.

Antibes, geçmişte Picasso ve Max Ernst gibi birçok ressamın altın yıllarını yaşadığı bir yer olmuş.  Juan-Les-Pins’de yer alan 12. yüzyıldan kalma ve Monaco kraliyet ailesinin eskiden yaşadığı yer olan Grimaldi Şatosu’nda Musée Picasso var ve kesinlikle  görülmeye değer bir yer. 

Picasso’nun resim ve heykellerinden oluşan, kapsamlı bir müze. Picasso, 1946’da şatonun bir bölümünü atölyesi olarak kullanmış ve 150’ye kadar eserini buraya bağışlamış.

Özetle; bir gün boyunca çok harika vakit geçirebileceğiniz bir kasaba Antibes. 

Çok heyecana kapılıp kalmak bile isteyebilirsiniz.

Yolunuz Cote’ d Azur’a düşerse kesinlikle burayı atlamayın. Geldiğinize hiçbir şekilde pişman olmayacaksınız.

Antibes sokakları ve Picasso müzesini gezdikten sonra şehri kuşatan plajına girmeden kesinlikle dönmeme kararındaydık. Kalenin surlarının üzerinden geçen yolu yürüyerek yaklaşık 20 dk kadar sonra plaja ulaştık. 

Plaj yakınındaki bir büfeden yiyecek ve içecek birşey alıp Antibes’in sularına kendimizi bıraktık. Buralarda denize girmek bizim için artık farz olmuştu her neresi olursa olsun kesinlikle denize girmeden dönmemeliydik sanki 🙂

Plaj faslını çok uzatmadan ve bir sonraki keşfedilecek noktaya geç kalmadan çabucak toparlanıp şehrin içerisinde 400 nolu otobüs arama macerasına soyunduk fakat ne o numarada olan bir otobüs ne de gitmek istediğimiz Sain Paul de Vence’ye buradan bir araç kalkıyordu…

Hepeyi bir yol yürüyerek ki alıştık artık, tekrar tren garına geldik doğru olan rotayı burada bulmuştuk. Tekrar trene binip bu sefer yaklaşık 10 dk. lık mesafede olan Cagnes Sur Mer’e ardından da aradığımız 400 nolu otobüse binip yaklaşık 20 dk sonrasında Sain Paul de Vence’ye ulaşıyoruz…


Saint Paul de Vence

Bir kasaba düşünün . Her gördüğünüz köşenin fotoğrafını çekmek, her sokağa girmek , her dükkanı gezmek için dayanılmaz bir arzu duyuyorsunuz . St. Paul de Vence böyle bir yer . Anlatılmaz yaşanır derler ya , işte onlardan. Ama gene de biraz anlatayım. 

Kasabaya vardığımızda ilk olarak baktığımız şey son otobüs’ün kaçta olduğuydu burada geçirecek ne yazık ki çok fazla zamanımız yoktu toplam 1,5 saat sonra son otobüs hareket edecekti ve bu yüzden hayal ettiğimiz yemek faslını es geçmek zorundaydık.


Kasabayı gezmeye meydandan başladık. Meydanda kasabalıların petank oyunu ile karşılatık!

Bu gerçekten büyüleyiciydi! Yerlerde ve ellerinde olan çelik topları hala ne yapamaya çalıştıklarını anlamasamda görüntü açısından mükemmel olduğunu söylemeliyim.

Daha sonra, Rue Grande’ı takip ederek, ard arda yer alan şık sanat galerileri ve butiklerin arasında bulduk kendimizi. Neredeyse bu kasabada yer alan tüm dükkanların bir benzeri daha yok.  Burada yaşamış ünlü ressamların reprodüksiyonları tüm galerilerde satılıyor. Gerçekten tarif edemeyeceğim güzellikte butikler, takı dükkanları, sanat galerileri, parfüm dükkanları, sabun dükkanları, zeytinyağı dükkanları var burada. 

Deniz ile neden daha erken buraya gelmedik diye hayıflanıyoruz diğer taraftan da instagram ve blog için fotoğraflar çekmeye devam ediyoruz.

İkinci bir otobüs kaçırma durumu ile gerçekten karşılaşmak dahi istemiyoruz çünkü bu geldiğimiz nokta Cannes’a oldukça uzak bir mesafede…


Şehri 1,15 dakika içinde dolaşıp en azından bira içecek vakit için kasabanın girişindeki kahvede oturuyoruz.

Günün tadını hala çıkaramamanın etkisi ile buranın ne kadar güzel bir olduğunu hatırlatıyor hatta bir delilik edip kalsak mı diye düşünmeden edemiyorduk fakat yarın için başka bir noktayı gezmemiz gerekiyordu…. 

Bir sonraki rotamız İle St. Honorat ( Honorat Adası)
































 
 
 
ŞOK DEĞİŞİM! SAÇLARIMI GRİ YAPTIM | KUAFÖR VLOG
06:35
VİRAL Olan En Sağlıklı Lezzet: VEGAN DÜRÜM!  #veggiewrap #vegantarifler  #vejetaryen
00:43
Viral Olan En Sağlıklı Lezzet! VEGAN DÜRÜM
05:38
İlham perilerim Yılbaşı için Süsleme Yap Dedi! #xmas #xmasdiy #yılbaşısüsü
00:23
Avrupa’ın En Güzel Noel Pazarları #xmasmarket #noelpazarı #christmastmarket
00:39
Atina’dan 1:20 dk uzaklıktaki Aegina Adasına gidiyoruz! #greekisland #aegina #gezilecekyerler
00:45
Kasım Ayına Yakışır Sonbahar Kombini Yapıyoruz! #erkekkombin #menstyle  #reklam
00:35
Sonsuz saygı, sevgi ve minnetle…1881 - ♾️ #10Kasım #MustafaKemalAtatürk
00:34
buy-me-a-coffee7219.logowik.com.webp

© 2025 by Onurollstyle.co. 

bottom of page